ESKİ TÜRKİYE’DE AHİLİK*

44_ahilik-esk-103787_1

Ahilik araştırmaları henüz istenen seviyede olmasa da yine de bu alanda sevindirici eserler yayınlanıyor. “Eski Türkiye’de İş Teşkilatı” eseri de bu çalışmalardan biri. Bu alandan önemli çalışmalarına tanık olduğumuz ve velut bir yazar olan Yusuf Turan Günaydın’ın gayretleri sonucunda 31 Mart 1924 tarihinde başlayıp 3 Haziran 1925 tarihleri arasında ve 10 bölüm halinde Meslek Gazetesinde yayınlanan  “Eski Türkiye’de İş Teşkilatı” başlıklı yazı dizisi gün yüzüne çıkmış ve kisve-i tab’a bürünmüş oldu. Bu yazı dizisinin bulunması ve kitaplaşma hikâyesi de hayli ilginç ve merak uyandırıcı. Kırşehir’de yapılan Ahilik sempozyumlarına katılan yazar Günaydın, bu vesile ile Ahili Araştırmalarına yönelir.

Muallim Cevdet’in yakın zamanda tekrar yayınlanmış, orijinal adı “Zeylün ala Fasli’l-Ahiyeti’l-Fityani’t-Türkiyyeti fi Kitabi’r-Rıhleti li’bn Batuta” olan ve “İslam Fütüvveti ve Türk Ahiliği, İbn Batuta’ya Zeyl” (Çeviren: Cezair Yarar, İşaret yay. 2008) ismiyle yayınlan eserin yayımından çok önce de bu eseri yayına hazırlayan Yusuf Turan Günaydın, muhtemelen bu ismi ve eserini çalışma arifesinde Muallim Cevdet’in Büyük Mecmua dışında bir de Meslek gazetesinde Ahilik konulu yazıları olduğunu duyar. Muallim Cevdet’in yazılarının izini süren Günaydın, burada başka bir mühim yazı dizisine rastlar: “Eski Türkiye’de İş Ahlakı.” Öyle ki yazı dizisinin muhtevası tamamen Ahilik konuludur. Bu yazı dizisini ayrıcalıklı kılan bir diğer husus ise içinde İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin hazırlattığı iki Ahilik Raporundan birinden dört bölümlük bir alıntı yapılmış olmasıdır. Metin öncelikli olarak yazar tarafından I. Ahilik Araştırmaları Sempozyumu’na (12-13 Ekim 2004) bildiri konusu olur. Daha sonra Ahilik Araştırmaları Dergisi’nde çalışmanın giriş kısmı yayınlanır. Şimdilerde neşredilen bu eser ise bütün bu çalışmaların tekemmül ettirilmiş halidir.

Milli İktisat Arayışının Bir Mahsulü: Meslek Gazetesi

İsimsiz olarak yayınlanmış bu yazı dizisi yazarın da ifadesiyle İttihat Terakki Cemiyeti devrinden itibaren yoğun bir biçimde gündeme gelen ve Cumhuriyetin ilk yıllarında da süren “milli iktisat” arayışlarının bir mahsulü olarak görülmektedir. Toplamda 38 sayı yayınlanmış haftalık resimli gazete olan Meslek gazetesinde başmuharrir Muhittin Bey’dir. Ekipte Kör Ali İhsan Bey, Ziyaeddin Fahri Fındıkıoğlu yer almaktadır. Yazar, eserin giriş bölümünde Meslek gazetesini tanımaya giriş sadedinde tatmin edici bilgiler vermiştir. Bu gazetenin müstakilen çalışılması da ayrı bir bahis konusudur. Yazar günümüzdeki benzerlerine kıyasla Meslek gazetesinin aslında daha çok dergi hüviyetinde olduğunu dile getiriyor.

Yazıların doğru anlaşılması için Meslek gazetesinin ifa ettiği “Mesleki Temsilcilik” misyonuna da vurgu yapan Günaydın, II. Meşrutiyetin ilanından sonra başlayıp Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar etkili olmuş bu akımı tahlil etmiştir. Çok farklı tavsif ve değerlendirmelerin yer aldığı “Mesleki Temsilcilik” kavramı üzerinde Ali İhsan Bey “kaskatı materyalist” nitelemesini yaparken, Ziya Gökalp “idealist ve mistik” değerlendirmesini yapmıştır. İlhan Tekeli, Abidin Nesimi gibi isimler ise anti-kapitalist, anti-emperyalist fikir hareketi ya da lonca sosyalizmi demişlerdir. Nitekim bu anlayışın kökeninin Birinci Murat’tan önce Ankara’da kurulan Ahiler devletin ortaya koyduğu Ahilik ve Lonca teşkilatı olduğunda ittifak edilmiştir.

Eski Türkiye ibaresi hiç şüphesiz akla güncel eski-yeni ayrımlarını da getiriyor. Ancak bu yazı dizisindeki ayrım tamamen eskinin yani eskimeyen yeninin birikiminden istifade etmek niyetiyledir. Yazar da bu yorumu eserde dile getirmiş.

İttihad Terakki Cemiyeti Raporlarında, Ahilik

Yazıların başlıkları bile başlı başına yazı dizisinin maksadını gözler önüne sermektedir. Eski Türkiye’de İş Teşkilatı; Maveraünnehir’de İktisadi ve Dini Teşekküllerin Zuhuru: Gaziler, Fityan ve Çıplaklar; İttihad ve Terakki Cemiyeti Tarafından Evvelce Ankara ve Havalisinde Yaptırılan Tetkikata Göre Ahilere Dair Elde Edilmiş Olan Malumat; Esnaf Arasında Şed Kuşanmak, Kadıların Tasdikleri, Ketebeye Hürmet, Esnaf Beyninde Ceza; Kavaf, Dikici, Bostancı ve Bakkallar Arasında Teşkilat; Ahi Evran, Mütevellilerin ve Nakiplerin Zuhuru, Gedikler, Sanat Hususunda Tahdidat vd. Bugün için pek çoğu bir anlam ifade etmeyen ve tarih sahnesinden silinen iş gruplarını tanıtan ve dönemin sadece iş hayatını düzenlemekle kalmayıp iş ahlakını da tanzim eden kurallar bütünü olan Ahilik teşkilatını ilginç noktalara temas ederek kaleme alan bu yazı dizisi özellikle İttihad Terakki Cemiyetinin raporlarına atıf yapması hasebiyle de ayrı bir önem taşıyor. İttihad Terakki tarafından tutulan raporlar kitabın neredeyse yekûnunu tutuyor. Dört bölüm halinde yayınlanan raporlarda Kırşehir’de yer alan Ahi Çelebi Medrese ve Kütüphanesi, Fütüvvet Kavramı, Fityan ve Ahiler, Şed Kuşanma gibi önemli başlıklar ihtiva etmekte.

B7jwmH4IcAAkycj

Ankara Merkezli Bir Ahilik Araştırması

İttihad Terakki Cemiyeti tarafından hazırlatılan, 1910’lu yıllarda bizzat Ankara’da esnafla görüşülerek, o zaman diliminde yaşanan ve yaşatılan dinamik bir Ahilik kültürünün izlerini bulabileceğimiz raporlar, büyük bir titizlikle hazırlanmış.  Raporlarda o dönemde Ankara’da beş takım esnaf teşkilatı olduğundan bahsediliyor: “Debbağlar (deri tabaklayıcısı), kavaflar, dikiciler, bostancılar ve bakkallar. Devamında şunlar söyleniyor: Sair esnafın teşkilatı olduğuna dair ne bir malumat vardır. Ne de bir eser. Şu malum olanların içinde bugün yalnız debbağlar ile bostancılar yaşamakta olup diğerleri artık mevcut değildir. Kavaflar ile dikiciler pek yakında, bakkallar ise takriben altmış sene evvel dağılmış, perişan olmuşlardır. Hala usulleri en mahfuz kalan zümre debbağlardır. Sanatlarına tarikat ve teşkilat hürmetiyle merbut bulunuyorlar, meslek aşk ve ahlakı ile yaşıyor, bugün bile Kırşerindeki Pir evine itaatlerini ikrar ediyorlar.” (s.66) Debbağlığın hükmünü sürdürmesi ilginç bir anektod. Hatta o dönemde Ankara’da yedi debbağhane olduğunu ve bunların da Ahi Babalarının hala var olduğunu raporlar zikrediyor. Debbağlar Ahi Babalarını kendileri seçiyorlar. Bu intihab (seçim) kayd-ı hayat şartı ile devam ediyor. Ahi Baba mazeret beyan edip çekilmedikçe kimse Ahi Baba’yı azledemiyor. Yine Kırşehir’den Ahi Evran-ı Veli evladından biri gelip esnafın intihab ettiği zatı münasip görür ise, Ahi Baba iyidir. Bu tevcihi Ahi Evran evladından kim olsa yapabiliyor. Zira Ahi Evran-ı Veli’nin nüfuzunun da sınırları aştığı bilgisi bu raporlara yansıyor. Zira Bosna Hersek, Bulgaristan, Kafkasya, Rusya gibi yerlerde bu tesiri yer yer görmek mümkün. (s.67)

Ahiliğin Önemli Ritüellerinden: Şed Kuşanmak

Ahiliğin önemli ritüellerinden birisi olan şed kuşanmak üzere raporlarda bir bahis yer alıyor. Orada özellikle Evliya Çelebi’den şunlar naklediliyor: “Hazreti Resûlün beline bir şed kuşattı kim peştamal misali bir cennet hariri idi. Onun için ehl-i sanayi bellerine birer şed peştemalı kuşanırlar. Bu sebepler mestur olup her şeyde mükemmel olurlar.” (s.79) Yine raporda Evliya Çelebi’den devam eder ve ilk şeddi Hz. Âdem’in tesettür maksadı ile kuşandığını yazar. Şed kuşanmağa aslında tarikat âleminde “bel bağlamak” dendiğini, bu yönüyle de teslimiyet anlamı içerdiği yazılıdır. Esnaf arasında bunun karşılığı ise “ehil olup işe başlamak”tır. Bugün Ahilik kutlamaları adı altında yapılan temsili gösterilerde bu manaya vurgu yapılır.

En Ağır ve En Hafif Müeyyideler

Peki, esnaflıkta yanlış yapana ceza-i müeyyide nasıl işliyor ya da işletiliyor. Bununla ilgili müphemlik var gibi gözükse de bazı hususlar raporlarda zikredilmiş. Esnafa verilecek en ağır cezanın “yolsuz” edip dükkânını kapamak ve işinden men etmek olduğu zikredilmiş ancak bunun nadiren uygulandığı da vurgulanıyor. Ya da “seyyah vermek” dedikleri yani esnafı bir süre zaviyeden uzaklaştırma cezası tatbik ediliyormuş. En hafif ceza ise hazır esnaf ustalarına kahve pişirtmek olarak zikrediliyor. Ancak yine raporların söylediği fütüvvetnamelerde cezalara dair muntazam bir fasla rastlamadıklarıdır. (s.81-82)

Uzun uzadıya değil ancak kısa ve özlü bir yazı dizisi ile eski Türkiye’ye dair nizami işleyen bir iş teşkilatını tanıtma amaçlı yazı dizisini tekrar ve bir eser hüviyeti kazandırılarak literatüre geçirilmesi sevindirici bir gelişme olmuştur. Bugün elbette küreselleşen dünyada ve tamamen kapitalist mantıkla örülen şehir hayatı içinde iş ahlakı, esnaf düzeni, disiplini aramak beyhude bir çaba olacaktır. Ancak bu bizim eski (meyen) mirasımızı yok saymamızı gerektirmez. Gün gelip her şey aslına rucû edecektir.

28_AConfrontationOfAkhiMustafa

Sadece Esnafa Değil Kaybolan İnsanlığa Lazım Öğütler

Burada umumi ve evrensel bir esnaf öğüdü gibi aktarılabilecek esnafların pirinin, bir şakirde nasihatini de ibret vesikası olarak almakta fayda var. Kim bilir, gün gelir belki ihtiyaç duyarız.

“Ey oğul! Harama bakma, yalan söyleme, haram yeme, haram giyme, haram içme. Nân u nemeke ihanet etme. Hukuk kesbetttiğin pîrlere çeşm-i hakaretle nazar etme. Uluların önünde gitme. Sâbir ol, hamûl ol. Komadığın yere el uzanma. Emanete hıyanet etme. Fakr ile kanaat et.”

“Ey oğul! Gafil olma, gözünü aç; gün akşamlıdır. “

“Yürü, Allah destgîrin ola, postun mübarek olup, kâr u kesbin helâl [ü] zülâl ola” (s.77)

*Bu yazı Hece Dergisi (Mayıs 2015)’nde yayımlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s