Posts filed under 'YAZILARIM'
YASAK DEVİRLERİ AŞIP GELEN GÜRSEDA

Bir eski zaman beyefendisi ya da hocaefendisi Yaşar Tunagür, hayatı ve hatıralarıyla ilk defa bir çalışmaya konu oldu. Türkiye’nin hep gündeminde ve bir o kadar da merkezinde yer alan kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın farklı kademelerinde hizmet etmiş, bir ömür bu yolda hizmetkâr olmuş, çile çekmiş, hapis yatmış ama hep dik durmuş ve hayatı boyunca da camileri, kürsüleri, mihrap ve minberleri hakkıyla doldurmuş bir insandır Yaşar Tunagür. Dr. Ramazan Cihan’ın kaleminden çıkan eserin ismi de hocaefendinin hayatını anlatır gibi: “Bir Yasak Devir Beyefendisi: Yaşar Tunagör” (Kaynak yay. Mart 2009) Eser hazırlanırken en başta Yaşar Tunagür hocanın ömrünün sonlarına doğru yapılan televizyon programında anlattıklarından yola çıkılmış, ailesinin hatıraları, çocukları, damadı Dr. Kayid Ahmet’in beyanları, dostlarının söyledikleri ve hayatta iken ciddi dostlukları olan Fethullah Gülen Hocanın söyledikleri de ilave edilmiştir.
“İlim millet içindir!”
Aslen Siirtli bir aileye mensup olan Tunagür Hoca, kendisini hep “safkan İstanbullu” sayar imiş. Babası Ahmet Heyyül Efendi, II. Abdülhamid döneminde Ketebe-i Hümayun dairesinde görev almış ve padişahın takdirini kazanmış bir isimdir. İttihatçıların Padişahı tahttan indirmesiyle, görevi sona eren ve ilim tahsiline kendini veren Ahmet Heyyül Efendi’nin 1 Mart 1924’te Beşiktaş’ta Yaşar adını verdiği bir evladı dünyaya gelir. Ancak Tunagür Hoca yedi yaşında iken 1931 yılında babası vefat eder. Yaşar Tunagür, ilk Kur’an eğitimini babasından alır. Saygıyı, edebi, tevazuyu da yine anne ve babasından görmüş, yaşamıştır. Ancak hayatını değiştiren isimlerin başında Dersiam Hüsrev Efendi gelir. Tunagür Hoca, Hüsrev Efendi’yi anlatırken, “ilim millet içindir”, der kesinlikle öğrettikleri için karşılık beklemezdi, kimseye el açmaz, zekat almaz, İstanbul’un en büyük âlimlerinden hatta Ömer Nasuhi Bilmen’in hürmet ettiği bir zât idi, diye tarif ediyor. Üzerinde büyük emeği olan Hüsrev Efendi dışında Muhaddis İbrahim Efendi, Ermenekli Safvet Efendi, Alasonyalı Cemal Efendi, Erbilli Abdullah Efendi gibi hocalardan dersler alır. Dikkatimizi çeken önemli bir ayrıntı ise Diyanette uzun yıllar görev yapmış Yaşar Tunagür Hoca esasen İlahiyatçı değildir. 1944 yılında Ankara’da Tapu Kadastro Fen Bölümünden mezun olur, 1944-46 yılları arasında Bayburtta Milli Emlak Toprak Tevzii Fen Memuru olarak görev yapar. Bu arada ilim tahsili yolunda gayreti devam eder. İleride kazanacağı yüksek paye için bir basamak mesabesinde olan İstanbul Müftülüğü Şer’i Sicilleri Tetkik ve Tasdik Memurluğu görevine 1951 yılında atanır. Hayatının en önemli kesitlerinde birçok tarihi ana şahitlik eden Tunagür Hoca, özellikle ezanın Arapça olarak yeniden okunması hadisesini yine o tarihlerde gözyaşları içerisinde yaşadıklarını anlatıyor. 1953 yılında Müftülük sınavına giren Yaşar Tunagür hoca, ilk görev yeri olan Ezine ilçesi müftülüğüne atanır. Sonra sırasıyla Edirne, Kestanepazarı yılları ve büyük hizmetlere öncülük edeceği yaklaşık altı yıl sürecek olan Diyanet İşleri Başkan yardımcılığı dönemleri eserde detayları ile anlatılır. 12 Mart 1971 muhtırasında içeri alındığında dönemin önemli sol isimleri ile aynı hücreleri paylaşır. Ve sosyal adaleti tesis için verdiği gayret neticesinde Mümtaz Soysal, Doğan Avcıoğlu gibi isimleri kendine hayran bırakır. Yaşar Hocanın hayatında önemli noktalardan birisi Edirne’de bulunduğu yıllarda Seyyid Kutup’un “İslâm’da Sosyal Adalet” kitabını çevirmesi ve yayınlamasıdır. Kitapta geçen bir diğer önemli ayrıntı ise Kestanepazarı yıllarında (1965) bir grup gencin çıkardığı “Gurbet” isimli dergiye yazı yazmasıdır.
Hapishane yılları, hizmet yılları: “Ya Sen Komünistsin Ya Biz Müslümanız!”
Hapishane yıllarında yaşanan hadise hakikaten dikkate değerdir. Hapishaneyi bir mektebe çeviren Tunagür hoca, bu arada solcu ve komünist kesimin de dikkatini çekmiştir. “Solcu kesimdeki arkadaşlarda ara sıra bizi dinlemeye geliyorlardı. Ayakta dikilerek kulak kabartıp bizi dinliyorlardı. Biz yerde seccade üzerinde namaz kılmış oturuyoruz. Hz. Ömer ve sosyal adaletten bahsettiğim bir sohbette Doğan Avcıoğlu, böyle uzun uzun dinledikten sonra istihza ile “Hoca hoca! Çok güzel anlatıyorsun, ben sana bir şey söyleyeceğim.” Dedi. “Buyurun Doğan Bey” dedim. “Bu anlattıklarını dinliyoruz biz. Eğer bu söylediklerin doğruysa ya sen komünistsin, ya biz müslümanız.” Dedi. “Yok” dedim. “Ben komünist değilim ama inşallah siz Müslüman olursunuz.” dedim. Başladı gülmeye. Bir tesbit olarak söylemişti o sözü o zaman. Sosyal adalet, eşitlik, insan hakları falan diyorlar, ama tatbikten çok lafını ediyorlardı.” (s.146)
Farklı ve Fark edilmiş bir Diyanet mensubu
Özellikle Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı görevinde iken, ilahiyatçı olmaması hasebiyle yer yer belli odakların taarruzuna maruz kalan Yaşar Tunagür hoca için önce Edirne yıllarında sonrasında Kestanepazarı döneminde amir-memur ilişkisinden çok abi-kardeş gibi hareket eden ve destek olan Fethullah Gülen Hoca kitapta şunları söylüyor: “Yaşar Hocanın saygın bir yanı vardı. Birinin kapısına vardığında kapıyı açıyorlardı. Yüzüne baktıkları zaman “buyurun” diyorlardı. Ben başka bir Diyanet İşleri Başkanı’nda görmedim onu. Refet Sezgin Bey bakandı. O, hocanın arkasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nda kamet getiriyor, seccade üzerinde çıplak ayakla “Allahu Ekber, Allahu Ekber” diyerek başkan yardımcısının arkasında namaza duruyordu. (…) sosyal yönü itibariyle açık bir insandı. Mutlaka İslami haya ve edebi vardı. Fakat gerekli durumlarda bazı şeyleri söylemekten sıkılmazdı. Tahayyülleri ne ise tasavvura dökebilirdi onu. Tasavvurları neyse onu filtresiz teakkulla değerlendirebilirdi. Ve aklıyla değerlendirdiği her şeyi hemen tekellüme dökebilirdi, konuşabilirdi. O yönüyle de çok ender insanlarda bulunan çok meziyete sahipti.” (s.127-128)
Yine dolu dolu geçen bir ömrün satır aralarında 1977 yılında MSP’den İzmir milletvekili adaylığı, Turgut Özal’la olan dostlukları ve ticaretleri, Kocatepe Camiinin yapımındaki önemli hizmetleri, Ankara Yükseliş Kolleji’ne öncülük etmesi v.s. gibi önemli ayrıntılar yer alıyor. Yaşar Tunagür Hocanın hayatı/hatıratı, özellikle din, diyanet ve yakın tarihimizin din-devlet ilişkileri bağlamında mutlaka okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken önemli eser olarak karşımızda duruyor.
Bir Yasak Devir Beyefendisi: Yaşar Tunagür, Dr. Ramazan Cihan, Kaynak Yay. Mart 2009
Add comment 12/08/2009
İSTANBUL’A ADANMIŞ BİR ŞİİR/HAYAT, BİR ŞAİR/İNSAN: YAHYA KEMAL
Geride bıraktığımız yılın önemli bir kültür sanat olayı Yahya Kemal Yılı bahsiydi. Şair, edebiyatçı, mütefekkir her şeyden öte İstanbul aşığı, yüzünü, ruhunu İstanbul’a çevirmiş ve İstanbul yapmış bir adam 2008 yılında hatırlanmaya çalışıldı. Yazdığının her karesine bir İstanbul sığan “Aziz İstanbul’a, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”na nice efsunlu güzellikleri yaratan bir şehre adanan bir hayattı Yahya Kemal’in hayatı. Ama hatırlanmalar maalesef gerektiği gibi, anılan ismin ruhuna uygun ve yaraşır biçimde yapılmıyor her nedense. Yahya Kemal yılı da belirli çevre etrafında dönüp dolaşan etkinlikler dışında sönük geçti. Yayın derseniz zaten bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda kitap çıktı. Göz önündeki kitaplar şunlar:
-Yahya Kemal: Eve Dönen Adam, Ansiklopedik Biyografi, Beşir Ayvazoğlu, 610 s. , Kapı Yayınları, 2008
-Yahya Kemal’in İstanbul’u, Beşir Ayvazoğlu, 300 s. Üsküdar Belediyesi yay. 2008
-Yahya Kemal’in Rüzgârıyle, Düşünceler ve Duyuşlar, Sadettin Ökten, Ötüken Neşriyat, Mayıs 2008
-Hayal Şiir, Yahya Kemal Beyatlı Şiiri Üzerine Makaleler, 206 s. , İş Bankası Yay. 2008
-Esir Medeniyetin Şairi Yahya Kemal, Ramazan Balcı, 144 s. , Nesil yayınları, 2008
-Gemi Elli Yıldır Sessiz, Özel Mektupları ve Yazışmalarıyla Ölümünün 50. Yılında Yahya Kemal, 104 s. ,YKY Yayınları, 2008
-Türk Edebiyatında Yahya Kemal, Cahit Tanyol, 236 s. , Özgür Yayınları, 2008
-Yahya Kemal Kitabı, Ed. Duran Boz, Kahramanmaraş Mehmet Gümüşer Anadolu Lisesi yay.
İstanbul’un sekizinci tepesi
Esasen Yahya Kemal konusunda uzun yıllar çalışmış bu konuda muhalled bir eser olan “Yahya Kemal Ansiklopedisi” (2007) ni neşretmiş olan Beşir Ayvazoğlu’nun çabaları hiç de küçümsenmeyecek derecededir. Öyle ki yukarıda zikredilen kitapları kapsayıcı, şümullü iki eser de yine Beşir Ayvazoğlu’nun neşrettiği eserler olmuştur. Bu eserlerden birisi olan ama gözlerden kaçan önemli bir çalışma olarak Üsküdar Belediyesi’nin yayımladığı “Yahya Kemal’in İstanbul’u” isimli kitaptır. Daha önce yayınlanan Yahya Kemal Ansiklopesi’nin bir nevi özü, sadeleşmiş hâli olan eserde ayrıca, bütün maddeler gözden geçirilerek yenilenmiş, bazı maddeler birleştirilerek yeniden yazılmış, ayrıca Ayasofya, Babıali Caddesi, Boğaziçi, Haliç, Karacaahmet ve Topkapı Sarayı gibi yeni maddeler eklenmiş. Yazar, Yahya Kemal’in hayatında şehirlerden bir şehir olan ama “aziz” bir yerde duran İstanbul’un niçin bu kadar önemli ve kıymetli olduğunu Baudelaire’nin Paris’ine kıyasla yaptığı alıntıyla göstermiş. Baudelaire’de Paris hem cennet, hem cehennemdi; ona hem sıkıntı verirdi, hem zevk. Şair bunu “Seviyorum seni rezil başkent” şeklinde mısralara dökmüş. Ancak Tanpınar’ın ifadesinde Yahya Kemal, İstanbul’a “bir ferdiyetin adesesinden, bir daüssılaya benzeyen sevgiden ve bir tefekkürün arkasından bakmış”, yine çağdaşı olan şair Behçet Kemal Çağlar, Yahya Kemal için “İstanbul’un sekizinci tepesi” tabirini kullanmıştır:
Sanat diye, sevgi diye, zevk diye
Ruhumuzun kulağının küpesi
Fuzûlî, Nâilî, Neşâti, Nedîm
Bu akşam alnından bir bir öpesi
O yedi tepeyi en iyi gören
İstanbul’un sekizinci tepesi!
Eserin ilk yazısı “Yahya Kemal’in İstanbul’a Dönüşü” başlığını taşıyor.
Bir gün vedâ edip o diyarın hayatına
Döndüm bütün bütün vatanın kainatına
İstanbul’dan kaçıp soluğu Paris’te alan dönemin aydınları arasında yer alan Yahya Kemal’in, uzaklarda taş plakta dinlediği Tanburi Cemil Bey sesiyle başlayan daha sonraları büyük bir tutkuya dönüşen Türk İstanbul şuuru ve aşkı bütün hayatını kuşatacak ve saracaktır. Şu söz çok etkileyicidir: “O zaman karşımda altından bir kapı açıldı. Memleketime bu kapıdan girdim.” Eser, genelde İstanbul, özelde Üsküdâr penceresinden, Üsküdârı adımlayan bir adam olarak Yahya Kemal’i anlatmış. Yahya Kemal Üsküdar için: “Bir havuzun durgun suyuna bakarsanız, içinde oraya aksetmiş harici bir alemin ağaçlarını, bulutlarını görürsünüz.” İşte Üsküdâr’ın maneviyetinde İstanbul muhasarasının günleri öyle duruyor.” İfadelerini kullanmış. Eserin sonunda Üsküdâr kokusu olan İstanbul Fethini Gören Üsküdar, Atik Valde’den İnen Sokakta, Üsküdarın Dost Işıkları, Üsküdar Vasfında Gazel isimli şairin seçkin şiirleri yer alıyor.
Bir anıtın gülümseten/düşündüren serencâmı
Eserin, Yahya Kemal Anıtı maddesinde nakledilen hâdise sadece gülümsetmekle kalmıyor, memleketin geldiği durumu gözler önüne seriyor. Heykeltıraş Hüseyin Gezer’in elinden çıkmış olan Yahya Kemal anıtı, ilk talihsizliği yerine yerleştirilirken bir vatandaşın ihbarıyla yaşar. Vatandaş “Atatürk’ün heykelini ipe çekiyorlar” ihbarıyla Polisleri harekete geçirir. Lakin polisler manzarayı görünce çekip giderler. İkinci durum ise heykeltraş’a Yahya Kemâl’in boşlukta duran elinin ne anlama geldiğini sorarlar. Sanatçı gidip eseri görünce hayretler içinde kalır. Hırsızlar şairin bastonunu demir testeresiyle kesip götürdükleri için sol el anlamsız bir biçimde boşlukta kalmıştır. Yerine bakırdan modle ederek yenisi konulur. Yine aynı sonuç; çalınır. Ağaçtan bronz rengine boyayarak yenisi konulur. Ama tehlike devam etmektedir. Çareyi şu an Barbaros bulvarı üzerindeki parka anıtı taşımakta bulunurlar. Bu arada yazar büyük bir gafleti daha tesbit etmiştir. O da şairin anıtının üzerinde yer alan şiir de yanlış yazılmıştır. Ne hazin değil mi, yıl 2009 Yahya Kemâl hâlâ kendi köşeşinde sessiz bir gemi gibi, fethi gören Üsküdar’ı seyrederken, biz İstanbul’u İstanbul yapan kıymetleri ve hafızamızı unutmakla ve silmekle meşgulüz.
Add comment 06/07/2009