Kâmil Büyüker

tasavvuf, tarih, edebiyat

HAC’DAN ÖNCE, HAC’DAN SONRA:TEVHİD’İN HAYATIMIZDAKİ AKİSLERİ

28/01/2011

İkilik yok birlik var
Yalnız bunda dirlik var
Yalnız bundadır felah
La ilahe illallah

1. Dinler içinde sadece İslâm’da bir mabede müteveccih olarak ibadet etmek vardır. Diğer dinlerde ise bu husus sadece bir yöne müteveccih olmak şeklindedir. Kâbe, yeryüzünde inşa edilen ilk beyt, çağrısı zamanın ötelerinden yapılarak bugüne değin icabet edilerek aşkla muhabbetle koşulan bir mabed olma özelliğini taşıyor. Kur’an’da, Kabe’yi inşa sürecinde yapılan dua şöyle yer alır: “İbrahim, İsmail’le birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltirken şöyle yalvardılar. Rabbimiz, kabul buyur bizden. Yalnız sensin tüm duaları işiten ve gönüllerdekini bilen de yalnız sensin.” (Bakara, 127) Kabe, vahdetin sembolü, tevhid akidesinin en müşahhas temsillerinden birisidir yeryüzünde. Birlik felsefesi onda inşa edilerek hayat bulmuş. Hac vesilesi ile Kabe’nin etrafında tavaf edenler, kalpleri etrafında dönerler hakikatte… Kabe, kalbin de yeryüzündeki remzidir. Ve her dönüş tevhidin perçinlenmesi, her tavaf bu ikrarın üzerine basa basa yerine getirilmesidir. Yeryüzünde ilk insan yaratılalı beri süregelen hak-batıl, iman-küfür, tevhid-şirk mücadelesinde safını belli etmenin yüksek sesle ifadesidir. Hac’da tevhid’in ikrârı, teslimiyetin izhârı ve bir noktanın etrafında kaybolmak vardır.

Sağı solu gözler idim
Dost yüzünü görsem deyu
Ben taşrada arar idim
Ol can içinde can imiş


2. Hac’dan önce sosyal hayatını tanzim etmeye fırsat bulamamış insanlar, Hac vesilesi ile mali olarak yapılan hazırlıkları önce gönle/ruha aksettirerek bir heyecan kasırgası içinde yol telaşına düşerler. Bu heyecanın aksini dışarıda da görmek mümkündür. Baktığı her şeye rahmet nazarıyla bakar hacı adayı. Hac bir seferdir. Ama bilindiği gibi her sefer gönülde insicam doğurmaz, gözden yaş akıtmaz. Bu farklı bir yoldur ve sırf O’nun yoluna ve O’nun davetine, O’dan gelen davetle icabet etmedir. O’nu taşrada arayanlar hep yanılmışlar. O can içre candır. O’nu kanadı kırık bir kuşun feryadında, bir yoksulun masumiyetinde, bir yetimin hayasında, bir beli bükük ihtiyarın gözyaşında bulabilirsiniz. Hayat, doğru bakmasını bilene çok şeyi hakikatiyle gösterir. Hac, öncesiyle de hayatı tanzim, sokağı tanzim ve şehri tanzimdir. Hac’dan önce sosyal terapi bizzat dışarıda yapılırken, içerde de yani kalpte de hazırlığın provaları yapılmaya başlamıştır bile… Hac vesilesi ile kazanılması gereken bir disiplini Cenab-ı Hak zaten çiziyor: “Hac’da rafes yok, füsuk yok, cidal yok” (Bakara, 197) Rafes, şehvet gücüne; Füsuk insanı saran ve bozan tüm negatif durumlara; cidal ise kavga ve tartışmaya işaret eder. Bu disiplin aynı zamanda insanı zaaflarından, benliğini saran zincirlerden kurtarırken bir yandan da özgürleştiriyor. Bu yanıyla da Hac, iradenin, zaaflara galebe çalması iklimidir.

Hakkı arar isen kalbinde ara
Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir
Eğer bir mü’minin kalbin kırarsan
Hakk’a eylediğin secde değildir.


3. Her biri farklı milletten, ırktan, renkten oluşan insanlar, bütün dünyevî üstülükleri bir kenara bırakarak bembeyaz örtüye bürünürler. Niçin? Varlığın hakikatine, varoluşun hikmetine erebilmek için. “ben” lik libasından sıyrılıp “biz” de birleşme vardır, hac’da. İhramlı iken konulan yasaklar, sosyal bir varlık olarak insanoğlunu bir disipline sokarken, aynı zamanda yaratılmış olan zerreden küreye her şeye dost olmayı da telkin eder, ihramlıya/hacı adayına. Taki haşerelere dahi dokunulmayacaktır. Haccın hakikatine erenler, bilirler ki her şey bulunduğun yerde ve içinde bulunduğun anda başlar. Esas anlamı “yönelmek, kasdetmek” olan hac, gönlünü O’na verenler için çok kolaydır. “Gönül seni bulmuş ise/ başkasını anar mı hiç/ ateşine yanmış ise/ başka nara yanar mı hiç” diyor ya bir gönül ehli, işte o sır kendini bilmek, kendini bulmak, yitiğini önce kendinde aramaktan geçiyor. Hac, “istitâat” şartıyla bizi yükümlü tutar ama her güç yetirebilen hacı olur mu? Büyük müjdeyi Efendimiz (s.a.v.) vermekte: “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, annesinin onu doğurduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner.” (Buhari, “Hac”, 4; Müslim, “Hac”, 438)


Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.