VİCDANLARIN SÜKÛNA ERDİĞİ YER:CAMİLER
28/06/2009


Çağları aşan bir problem; vicdanların sükûn ve huzur bulması. Modern insanın da en büyük çıkmazı / açmazı yanlış adresleri kendisine sığınak bilmesidir. Hakikatten uzak sunulan her reçete vicdanları sükûna erdirmekten çok, vicdan azabını derinleştirecek, bunalımı ve stresi daha da artıracaktır. Peki bizleri salimen huzur ve sükûn kıyılarına ulaştıracak vasıta nedir? Hangi liman bize kaybettiklerimizi hatırlatacak ve vicdanlarımızı felaha erdirecek?
Sosyal hayatın en canlı merkezi
Bu liman, vicdanları muhatap olarak alan ve vicdanlara çağrıda bulunan din/İslâm ve onun yenilenme, arınma mekanları olan mabedleri/ camileridir. İslâm’ın doğuşu ile birlikte, cahiliyyenin karanlıklarına boğulan ne kadar mekan, eşya, vicdan var ise aydınlığa kavuşmuş ve iman ile sürur bulan gönüller bir araya gelerek, bir sığınak olarak mabedleri/ camileri tercih etmişlerdir. Bu safhadan itibaren camiler, hayatın en canlı olarak yaşandığı mekanlar olmuştur. Hayat bütün canlılığıyla, bütün kurumları ve kurallarıyla camilerde/ mescidlerde yaşanmıştır. Efendimiz (s.a.v.) döneminde mescidlerin fonksiyonlarını sıralayan hadis kitapları bize gösteriyor ki dertlerine deva, yaralarına şifa, gönül derdine tabip bulmak isteyenler o kubbenin ruhları kuşatan, saran iklimine sığınıyorlar. Şair sahabiler için şiir kürsülerinin ayrıldığı ve kendilerine gün tahsis edildiği, kılıç kalkan gösterilerinin yapıldığı, devlet işlerinin görüşüldüğü, evlilik akdinin gerçekleştirildiği, öğle uykusunun (kaylule) uyunduğu, esirlerinin direklerine bağlandığı ve daha bir çok sosyal hayata dair meselenin nihayete erdiği yerler olmuştur camiler/ mescidler. Bütün bunların ötesinde bugüne gelindiğinde meselenin mahiyeti değişmemiş, sadece adı değişmiştir. Mekan olarak camiler yerinde iken, caminin fonksiyonunu kültür merkezi, konferans salonu, nikah salonu, konser salonu gibi mekanlar almıştır.
Sahte reçetelerden/ adreslerden, gerçek kurtuluş limanlarına…
Efendimiz döneminde sahabelerin mescidin önemine dair söyledikleri söyler gerçekten dikkat çekicidir. Bizler, yağmur yağsa, şimşek çaksa, gök gürlese hemen mescide sığınırdık. Mescide yani mescidin Rabbi’ne… Bugün yalancı/ sahte kulelerimizden yaldızlı, neon ışıklarıyla süslü salonlarımızdan dışarı çıkmalı, yönümüzü hakiki sığınaklarımıza çevirmeliyiz. Camiler yağmur öncesi rahmet mekanlarıdır, deprem öncesi sarsılma, silkinme, kendine dönme mekanlarıdır. Vicdanını, irfanını kaybetmiş ahir zaman insanın kaybettiğini yüksek fiyatlar ödeyerek, yaldızlı lafların eşliğinde bulmaya çalışıyor. Neyi kaybettiğini bilmeyen, nerede arayacağını ve bulacağını bilemez. Manevi huzur merkezleri, terapi salonları, yoga merkezleri, hind felsefiyle yoğrulan mekanlar kaybettiğimiz bulmamıza yardım etmeyecek, kaybımızı büyütecektir.
Caminin, kıblenin gösterdiği hakikate sarılma ve sığınma vakti
Necip Fazıl Kısakürek’in dizelerinde:
Yalnız seccademin yönünden şefkat,
Beni kimsecikler okşamaz madem
Sen öp alnımdan sen öp seccadem
Şeklinde ifade edildiği gibi seccade camii bir metafor. Onun ötesi seccadenin yönündeki tılsım, caminin gösterdiği hakikat. Mescidler dün olduğu gibi bugün de bir sığınak, bir rahmet/ şefkat merkezi olabilir/ olmalıdır. Küçücük bir çocuğun hissiyatından nasıl ışıltılı bir mekansa; işinden yorgun argın dönem bir adam için ruh dinginliği mekanı; dünyadan elini ayağını çekmiş bir pir-i fâni için tutunacak, dayanacak, kol kanat gerecek önemli bir sığınak; niyazları, duaları, yakarışları göz yaşların karışan anaların, ninelerin kıblegâhıdır camilerimiz.
Medeniyetimizde kubbe ile tasvir edilen camiler işte bu kuşatıcılığın, kapsayıcılığın en büyük göstergesidir. Vicdanlar sakat çıkmadan yarına, yönümüzü yitiğimizin olduğu yöne çevirip gerçek hayata, hakikate, kendimize, kıblemize dönmemiz gerekmektedir.
Entry Filed under: YAZILARIM. .
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed