Bir İstanbul Hanımefendisinin Kaleminden Portreler
16/05/2009

Münevver Ayaşlı, Osmanlı’yı ve Cumhuriyeti görmüş-geçirmiş, olup bitenleri hayal penceresinden değil bizzat hakikat penceresinden okumuş ve kaleme almış, ismi gibi hanım bir münevverimizdir. 93 yıla (1906–1999) sığdırdığı bereketli bir ömürle tanıklık ettiği tarih sahnelerine kayıt düşmüş, tanışıklıklarını, gördüklerini, geçirdiklerini kaleme almıştır. Rumeli, Balkanlar onun coğrafyasıdır. Selaniklidir ama Selanikli olup da dönme olmadığını ifade etmek için şu cümleleri sarf eder: “Fakat umumi manada anlaşıldığı gibi Selanikli değil, Türküm!” Her defasında da babası Cafer Tayyar Bey’in Evlad-ı Fatihan’dan olduğunu üzerine basa basa da ifade eder. Bir vakitler çocukluk dönemlerinde “İstanbul güzel mi?” sualine Münevver Ayaşlı “Eh fena değil” cevabıyla karşılık verir vermesine ama İstanbul, döner dolaşır yine kendisine vatan olur.
Nükte, Rivayet, Efsane, Hakikat iç içe…
Münevver Ayaşlı, yazarlık yıllarında ve Yeni İstanbul gazetesinde gazetecilik hayatında kaleme aldığı yazıları ve eserleri bir zaman sonra tekrar okur ile buluştu. Timaş yayınları Münevver Hanım’ın kaleme aldığı o ince ruhun, medeniyetin, edebin tezahürlerini gördüğümüz eserlerini yeniden bir dizi halinde neşrediyor. Her fırsatta tarihçi olmadığını, tarih yazmak iddiasında olmadığını ifade eden Münevver Ayaşlı çok önemli tarafımıza nakil- rivayet geleneğimize büyük bir katkıda bulunuyor. Kendi kaleminden bu hususu çok güzel özetliyor: “Biz tarihçi değiliz ve tarih yazmak iddiasında hiç değiliz. Biz içinde yaşadığımız devri, gördüklerimizle, tanıdıklarımızla, işittiklerimiz ve işitilenlerden işittiklerimizle nüktesiyle, rivayetiyle, dedikodusuyla, efsanesiyle ve bilebildiğimiz kadar hakikatiyle, bizden sonra gelecek nesillere nakletmek istiyoruz.” Bu büyük çabanın bir ürünü olarak yine önemli bir eser okurla buluştu: “Haminne’nin Suret Aynası” (Timaş yay. , Mart 2009) Haminne, eskilerin Hanım nine diye ifade ettikleri kelimenin kısaltmasıyla oluşmuş bir kelime. Esere önsöz yerine konulan Beşir Ayvazoğlu’nun yazısı (Aksiyon, Ocak 1995) da meramını çok güzel anlatıyor: “Boğaziçi’nde Bir Güzel Haminne: Münevver Ayaşlı” Haminne Boğaziçi’nden İstanbul’u kâh sevinerek, kâh üzüntü ile seyretmiştir. Öyle ki o, içeri kan ağlayarak “koca bir imparatorluğun gürül gürül çöküşüne, yeni bir devlet doğarken, bir kültürün, bir hayat tarzının, bir estetiğin, bir terbiyenin de yok oluşuna, her ânını derinden yaşayarak şahit olmuş son Osmanlılardan biridir.” Sadece “Haminne’nin Suret Aynası” nda değil, “Dersaadet”, “Avrupa-i Osmanî ve Muhteşem İstanbul”, “İşittiklerim Gördüklerim Bildiklerim” de de bu derin izleri ve emarelerini görmeniz mümkündür.
Aynadan Yansıyan Simalar
Haminne’nin Suret Aynası’nda tarihimizin önemli mevkiinde duran olayların ve şahsiyetlerin yanı sıra bir Osmanlı Münevverinin aynasından yabancı kimi simalar da tetkike tabi tutulmuşlardır. Eserde ilk isim Ertuğrul Gazi’dir. Yine Osmanlı’yı Osmanlı yapan Fatih Sultan Mehmet, II. Selim ve II. Abdülhamid’in yanında Sultan Mehmet Reşad ve son Osmanlılardan Sabiha Sultan, Rukiye Sultan gibi isimleri, bizzat tarihin içine girerek, yazarının, bir tarih hocası edasıyla anlatışlarını zihninize nakşediyorsunuz. Münevver Hanım’ın dinlediği bahislerin dışında bizzat görüştüğü, tanıştığı, konuştuğu, edebiyat, tarih ve sanat çevrelerinden de epey bir isim yer alıyor kitapta. Abdülhak Hamid Tarhan, Falih Rıfkı Atay, Yahya Kemal, Eşref Edib, Refik Halit Karay, İsmail Hami Danişmend, Ali Fuat Başgil, Müfide Ferit Tek v.s. Yakın tarihimizin bu önemli simaları Münevver Hanım’ın bu eserinde çok farklı mizaç ve özellikleriyle yer almış. Mesela Tevfik Fikret hakkında en basit mükalemeleri dahi Türkçe söylemediğinden, Arapça ve Farsçaya düşkünlüğünden bahseder ama diğer taraftan Fikret’i iyi tanıyanların da şehadetiyle, Tevfik Fikret’in son derece kibirli, hırçın, alıngan, geçimsiz, insanları sevmeyen, onları fena ve hakir gören bir adam olduğunu nakleder. Sözlerine şöyle devam eder: “Şu mısraları ile benliği pek güzel anlaşılır: “Hep levs-i riya, levs-i hased, levs-i teneffü/ Kaç nâsiye vardır çıkacak pâk ü dırahşan” Galatasaray Sultanisi müdürü iken yerine başkasının tayini üzerine koparılan kıyameti hâlâ hatırlarım.” (s.79) Eşref Edib bey için de: “Hac farizasını ifâ ederken Harem-i Şerif’te tekrar tekrar zât-ı âlilerini yâd etmiş ve kendi kendime “Müslümanlık, Eşref Edib Bey’in anladığı ve anlatmak istediği Müslümanlık” demişimdir. (…) Vefakârdı, büyük ve ebedi dostu Mehmet Akif’e karşı sonsuz bir vefası vardı. Fakat Mehmet Akif ihtifallerinin hiçbirisine davet edilmez ve(ya) söz hakkı verilmezdi. Vefakâr ve sadık bir insandı. Lakin çok vefasızlık ve sadakatsizlik görmüştü. Canı gibi, hatta canında çok sevdiği memleketinde… Ahmet Emin Yalman’a devlet madalyası takıldığını bile görmüştü.” (s.73)
Sultan Hamid’in iğnesi
Kitapta yer alan yabancı isimlerden ama bir Türk dostu olan Claude Farrere’yi 1953’te vefatından birkaç sene evvel ziyaret eder ve can alıcı bir soru sorar “Üstad, Türkler hiç ziyaretinize geliyorlar mı?” cevap hüzünlü ve ciddi “Hayır” dır. Sonrasında Münevver Hanım bu durumu telafi edecek güzel bir üslupla der ki “bu durumun sizin şahsınızla ilgisi yok. Bugünkü Türkler sizi, Osmanlılara, imparatorluğa ve padişahlara mâl ediyorlar. Galiba bundan dolayı sizin ziyaretinize gelmeye çekiniyorlar.” Bu cevap üzerine Farrere: “desenize o halde bu ilgisizliğe üzülmemeliyim. Bilakis sevineyim, çok çok sevineyim. Beni ne kadar güzel bir meclise dahil etmişler de haberim yokmuş.” (s.152) Sonra Fransız şivesi ile kendinden geçercesine Osmanlı Sultanlarının isimlerini haykırmaya başlar. Esas buluşma bir tesadüfe denk gelir. O gün, kapıyı açan hanım, Münevver Hanım’a sarılır ve ağamaya başlar: “Siz Türkmüşsünüz, siz İstanbul’dan geliyormuşsunuz.” der. “Benim çocukluğum İstanbul’da Büyükdere sefaretinde geçti. Babam, Sultan Hamid zamanında İstanbul’da Rus sefiri idi. Ben bir Rus Prensi ile evlendim. Sonra Bolşevikler bizi memleketimizden kovdular. Sultan Hamid, bana çok güzel, çok kıymetli bir broş hediye etmişti. Çok seviyorum iğnemi. Lakin gurbet ve zaruret beni birçok sevdiğim şeylerden mahrum ettiği gibi, bu çok kıymet verdiğim Sultan Hamid’in iğnesinden de mahrum bıraktı.” (s.153) İğneye dahi sadakat…
Münevver Ayaşlı, bu eserinde pek çok simaya ayna tutmakla kalmıyor, onları iç dünyalarımıza, hayatlarımıza da buyur ettiriyor. Haminne’nin sofrasına, meclisine oturup, bir nefes soluklanmak isteyenler buyursunlar.
HAMİNNE’NİN SURET AYNASI, 207 SAYFA, TİMAŞ YAYINLARI, MART 2009
Entry Filed under: YAZILARIM. .
Trackback this post | Subscribe to the comments via RSS Feed