MUHAMMED İKBÂL’İN TASAVVUF DÜNYASI

12/11/2008

222006db5ff0059a79aby

 

İslâm Düşüncesinin yakın geçmişinde önemli izler bırakmış ve döneminde “Çağın Mevlana’sı” diye anılan Pakistanlı düşünürlerimizden birisidir Muhammed İkbâl. Onun ayırt edici vasfı sadece “Çağın Mevlana”sı olmasından kaynaklanmıyor. İkbâl, gerek yetişme tarzı, gerekse aldığı eğitimle, doğu ve batı düşüncesine derinliğine nüfuz edebilmiş, buradan hareketle bize has bir bakış açısını, düşünüşü kazandırmıştır. O’nun şahsiyetinin şekillenmesinde her ne kadar değişik simaların ve farklı ilim dallarının tesiri olmuşsa da, O menbaını özellikle Mevlana’dan ve Tasavvuf’tan almıştır. İşte Muhammed İkbal’in bu yönünü irdeleyen “Muhammed İkbâl’in Tasavvufi Düşüncesi” isimli kitap İsa Çelik ismiyle Kaknüs yayınları arasından  çıktı.

Muhammed İkbal, Atiye Begüm’ün hatıra defterinin  9 Nisan 1907 tarihli sayfasından nakille kendisini şöyle tanıtmıştır: “Ben iki şahsiyetliyim. Dış şahsiyetim, bütün takdir edilmeye layık şeyleri takdir eder, yararlı ve pratiktir. İçteki şahsiyetim ise, hayalperest, felsefi ve mistiktir.” Yazar İsa Çelik de İkbâl’in bu yönünü incelediği kitabının önsözünde Muhammed İkbal’in tasavvuf cephesinin hep ihmal edildiğinden ve bu konuda düzenli bir çalışma yapılmadığından hareketle böyle bir çalışma içine girdiğini ifade ediyor. Yazara göre İkbâl, tasavvufî hayatla doğrudan ilişkili olup; tasavvufi gelenekten beslenen bir düşünürdür. Nitekim İkbâl’in yazmış olduğu “Esrar-ı Hudi (benliğin sırları),  Rumuz-u Bi-Hudi (bensizliğin ve kendinden geçmenin sırları) gibi eserlerde bu yönünü sıkça görmek mümkündür.

Eser hazırlanırken İkbal’in Farsça, Urduca ve İngilizce’den Türkçe’ye çevrilen eserlerinden istifade edilmiş, aynı zamanda Doğu ve Batı düşüncesini özümsemiş, doğunun mistik ve tasavvufi dünyası anlamış, yaşamış ve yazmış olan Annemarie Schimmel’in eserlerinden de istifade edilmiş. Kitap iki bölüme ayrılmış. Birinci bölümde “İkbal ve Tasavvufi düşünce” başlığı altında İkbal’in Tasavvufi düşünce tanımı, tenkitleri, yorumları ve mistik açıdan bazı insan tipleri incelenmiş. İkinci bölümde ise, İkbâl’in vahdet-i vücüd, ene’l hak, seyr ü sülük, fena-beka gibi tasavvufi kavramlara yüklediği anlamlar konu edilmiş.

Oğlu Cavid İkbal’in ifadesine göre, “Muhammed İkbal, bir mutasavvıf ve sûfi idi. Babası sebebiyle Hz Mevlana’yı tanıdı. Çocukken  çok erken yaşlarda babası kendisine Mesnevi’yi okumuş, anlatmış ve fikirlerinin ne olduğunu açıklamıştır. Ben çok iyi hatırlıyorum. Çocukken bizim elimizden Mesnevi hiç düşmezdi. Dedemiz vahdet-i vücud felsefesine inanmış bir mutasavvıftı.” (s.16)  Muhammed İkbal’in  hayatında önemli bir yeri olan Kadiri/Mevlevi dervişi olan babası Şeyh Nur Muhammed’in, İbnü’l Arabi’nin el-Fütühatül-Mekkiye, ve Fususü’l- Hikem eserlerini yıllarca evlerinde okuduğu İkbâl’in mektuplarında geçmektedir. Yine Mehmet Akif’in damadı Ömer Rıza Doğrul “Mevlana ve İkbal” üzerine verdiği bir konferansta, İkbal’in Mehmet Akif’e yazdığı mektubu okumuş. Mektupta İkbal şunları söylüyor: “Türk Milletini ve modern Türkiye’yi çok seviyorum. Bir gün Türkiye’yi husûsan Mevlana-i Rumi’nin Konya’daki mübarek makamını ziyaret etmek isterim. O mübarek toprakların beni, Mevlana’nın naçizane bir müridi olarak kabul etmesini niyaz ediyorum. Gönlümün derinliklerinde bir gül bahçesi görür gibiyim. Ortasında alev alev bir ateş yanmakta ve ben pervaneler gibi o ateşe doğru koşmaktayım. O ateş Mevlana-i Rumi’nin aşkı ve sevgisidir.” Okul yıllarında, dervişane kişiliği ile cübbe ve sarıkla, derslere ve sohbet halkalarına devam etmesi İkbal’in “sufi” diye anılmasına da sebep olmuştur. İkbal’in hemen hemen bütün eserleri Mevlana kokusu taşır, Mesnevi her zaman için eserlerinde, merkezi bir yer işgal eder.

Muhammed İkbâl’in hayatında tasavvuf’un ve Mevlana’nın etkisi o kadar büyük ki “Esrar-ı Hudi,  Rumuz-u Bi-Hudi” isimli eserlerinin yazılmasına Mevlana rüyasının sebep olduğunu oğlu şöyle aktarır: “Babam Hz. Mevlana’yı rüyasında görür. Mevlana kendisine der ki: Benim Mesnevi’nin vezni ve şiirlerine göre yeni bir mesnevi yazacaksın. Mevlana, bu Mesnevi’yi üç bölüm olarak yazmasını istemiştir. İlk bölüm benliğin sırları, ikinci bölüm bensizliğin sırları ve üçüncü bölüm ise İslam milletinin geleceği ile ilgili olacak.” Muhammed İkbal iki kitabı yazmış ancak üçüncüsünü yazamamıştır.

            Muhammed İkbal ve tasavvufi düşüncesi öğrenmek isteyenler için kitap, yeni kapılar açıp, yeni seyahatlere çıkarıyor. Son söz Muhammed İkbal’in:

 

Ezel sırlarını  mı öğrenmek istiyorsun; kendine iyice bak: Tek de sensin, çok da, gizli de sensin, aşikar da!

Kabe’yi tavaf ettin; kilise etrafında dönüp dolaştın. Ne yazık ki kendine bir kere dönüp bakmadın.

İnsan bir dalga gibi çırpınıp durmaktadır,

Varlığı aramakta.

Gel Hz. İbrahim gibi bir celadetle

Bu tılsımı bozalım!

Senden başka ne varsa, bu mabette bir puttur. (s.239)

 

Muhammed İkbâl’in Tasavvufi Dünyası,İsa Çelik, Kaknüs Yayınları,416 sayfa Kasım 2004

Entry Filed under: YAZILARIM. .

Leave a Comment

Required

Required, hidden

Some HTML allowed:
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


 

Kasım 2008
M T W T F S S
« Oct   Dec »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Arşiv

Kategoriler

linkler

Sayfalar

Popüler Yazılar

Son Yorumlar

salih on PINAR DERGİSİ: Kültür ve Sanat…
Hayrettin on PINAR DERGİSİ: Kültür ve Sanat…
Neden ki? on PINAR DERGİSİ: Kültür ve Sanat…
Fatih Gündoğan on canımız, bebeğimiz elif ranamı…
Salih on PINAR DERGİSİ: Kültür ve Sanat…

Top Clicks

Blog Stats

Meta