Kâmil Büyüker

tasavvuf, tarih, edebiyat

İLMİN EVVELİ, ÂHİRİ

10/02/2007

100_0067.JPG

                                                                                                                                                                            Kâmil Büyüker 

Geleneği keşf etmeden,  geleceğin inşa edilmeyeceğini arif olan herkesin anlayacağı muhakkaktır. Bu yüzden Babanzâde Ahmet Naim “Vazifemiz vaz’ı cedid değil, keşf-i kadimdir.”[1] diyerek, öncelikle yeni şeyler söylemenin değil, kadim olanın, köklü olanın ortaya çıkarılmasının önemini ifade etmişlerdir. Hâl böyle iken her şeyin başına ilmi ve en önemlisi marifet ilmini koyan ecdadımız, medeniyeti de böyle ilim, irfan, hikmet üzerine bina etmişler. Evet, “ilim ile çıkan yolun sonu aydınlık, cehl ile çıkılan yolun sonu karanlıktır”, düsturunu medeniyetimiz, en güzel şekliyle temsil etmiştir.

Evvela ilmin evveli, kendini bilmek, Rabbini bilmek demekti. Öyle ki İmam-ı Gazali, hakiki ilim, yalnızca Allah için tahsil edilir ve insanı Allah’a yaklaştırır, Allah’ı hatırlatmayan ve O’na yaklaştırmayan ilim, ilim değildir diyerek, ilmin gayesini açıklamıştır. İşte ilim tarihimiz açısından hazin sonu hazırlayan sebeplere baktığımız zaman, bunun ilmin aydınlık yolunu terk etmekten kaynaklandığını görürüz. Bugüne gelindikte durum, dünden ders alınmadığının resmidir. Adına ilim yuvaları denen okullara sağlam ve temiz giren çocuklar, kendilerini bilinmez bir akıbetin kollarına bırakıyorlar. Alkol kullanma yaşı 12’ye iniyor, fuhuş yaşı yine hakeza, uyuşturucu liseye varmadan çocukları akrep gibi sarıyor. İlmin havası teneffüs edilmesi gereken binalardan, zehirli dumanlar yükseliyor. Bir başka mutasavvıf sözüyle de ilim, edep demekti. Ama okullar külhanbeyliğinin, âdâba mugayir hareketlerin, çarpık ve gayrı meşru ilişkilerin mekanı olmaya doğru gidiyor.. Bu hususta önce aklımıza estikçe edebiyatını yaptığımız Yunus’u dinlesek kafi gelecek. Ne diyor Yunus:

“İlim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir
 Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır

       Okumaktan ma’ni ne, kişi Hakkı bilmektir
       Çün okudun bilmezsin ha bir kuru emektir.”
[2]

Ey gafil kişi, ey eyyamperest, senelerini kendini unutarak, kendini kaybederek boşa geçiriyorsun, kuru bir emekle kendini avutuyorsun, ki ne zaman kendini bildin, Rabbini bildin, kişi hakkını, kul hakkını  bildin ilmin hakkını verdin, deyu çağa hayrıyor Yunus. Şimdi sözü dosdoğru söyleyen eğip bükmeyen Üstad Necip Fazıl Kısakürek’e kulak verelim. Necip Fazıl Kısakürek de halimizi, ahvalimizi ve yapmamız gerekenleri gençliğe hitaben bakın nasıl anlatıyor: “Bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kağıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve telbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tekbaşına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik…” Halimizi tasvire başka söze hacet var mı acaba?

İlmin evvelinde kendini bilmek, Rabbini bilmek olmayınca bütün talihsiz sonuçlar kaçınılmaz oluyor. İlmin kalitesi binaların haşmetiyle, teknik donanımın artırılmasıyla, bilgisayar, laboratuarla değil, mahiyetle, içerikle, manayla alakalıdır. İlmin manasından, hakikatinden habersiz olan gençlik elbette ki, ilmin de, kendi fikri, zihni ve ahlaki dünyasının da namusuna halel getirecektir. Yine Yunus’a kulak verip kendini bilmeyenin ilmi neye dönüyormuş öğrenelim. Yunus bu kez akıbeti daha açık bir şekilde ifade ediyor:

İlm okumak bilmeklik kendözünü bilmektir

Pes kendözün bilmezsin bir hayvandan betersin[3]

Peki ilim ve ilim tahsil edilen yuvalar nasıl olmalı? Bu hususta Mehmet Kaplan bir yazısında şöyle der: “Sınıfa günlük olayları ve politikayı sokmak gerektiğini söyleyen genç öğretmene, kutsal bir binaya tecavüz edilmiş gibi, ani bir çıkışmayla: “Hayır” dedim.”Sınıfın kapı ve pencereleri dışa, sokağa ve hayata sımsıkı kapalı olmalıdır. Sınıf mutlak hakikat, mutlak güzellik ve mutlak iyiliğin konuşulduğu yegane yerdir. Lütfen ona hayatın durmadan her an değişen karışık, şüpheli ve tehlikeli oyunlarını karıştırmayın.”[4] Çevremizdeki okullara dönüp bakalım nelere açık nelere kapalı.. okulda neler konuşuluyor, koridorlarda, sınıflarda mutlak hakikat, mutlak güzellik üzerine söz söyleyebilecek insanlara rastlıyor muyuz?

İlmin evvelini tayin ettikten sonra, önümüze çetrefilli bir yol çıkıyor, esas bilenle bilmeyenin ayrımına varılacağı mücadele şimdi başlamış oluyor. Eskiler, aslında eskimeyen ferasetleri, bakışları ve hikmetleriyle ne kadar güzel ifade etmişler: “İlmin evveli soğan gibi acı, ahiri bal gibi tatlıdır.”[5] Kolay değil, bilen bilmeyen, alim cahil, aydınlık karanlık, apaçık ortaya çıkıyor. Zor ve çileli bir yol ama sonrası.. Sözün ifade ettiği hakikat apaçık ortada. Evveline layık olanlar, ahirinde bal yemeyi hak edebilirler. İlim tahsili zora talip olanların, sıkıntıya, cefaya razı olanların yolu. Eyyamcıların, alemcilerin, gafillerin yolu değil. İlim, ucuza alıp satılan meta, fiyakalı diplomalara hapsedilen çerçevelik, müzelik bir şey değildir. İlim tahsili, yola çıkmak, yola revan olmak, aramaktır. Ve tabi nasibinde olan için bulmaktır..

Sözümüz ilmin evveline ve ahirine razı olana, talip olana… Yoksa “gafile kelam, nafile kelam.”



[1] Dücane Cündioğlu, Keşf-i Kadim, Gelenek yayınları, İst. 2004

[2] Ayvaz Gökdemir, Sevgi Gökdemir, Yunus Emre Güldeste, Kültür Bakanlığı yay., Ank. 1996

[3] Hüsrev Hatemi, N’etti Yunus N’etti, Pan yayınları, İst. 2004

[4] Mehmet Kaplan , Sevgi ve İlim, ‘Hayat ve Okul’ s.217,  Dergah Yayınları, İst. 2002

[5] Serkan Özburun, Bir Bab-ı Ali Kahvesi, Kaknüs yay. İst 2004


Bir Yanıt to “İLMİN EVVELİ, ÂHİRİ”

  1. mehmet diyor ki:

    ALlahıtanımak adlı vermiş olduğunuz linkte ,açık açık hristiyanlık propagandası yapılıyor.Buna bilerek mi alet oluyorsuuz? Allah ın adını kullanrak,başka bir dine çağıran böylesi bir siteyi,yalanla dolanla,içimize sinmeye çalışanlara hizmet etmeye çalışmanızı kınıyorum.Allah için,göksel babamız demişler,şu komikliğe bakın ya!

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.