İSTANBUL’A ADANMIŞ BİR ŞİİR/HAYAT, BİR ŞAİR/İNSAN: YAHYA KEMAL

yahya_kemal1Geride bıraktığımız yılın önemli bir kültür sanat olayı Yahya Kemal Yılı bahsiydi. Şair, edebiyatçı, mütefekkir her şeyden öte İstanbul aşığı, yüzünü, ruhunu İstanbul’a çevirmiş ve İstanbul yapmış bir adam 2008 yılında hatırlanmaya çalışıldı. Yazdığının her karesine bir İstanbul sığan “Aziz İstanbul’a, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”na nice efsunlu güzellikleri yaratan bir şehre adanan bir hayattı Yahya Kemal’in hayatı. Ama hatırlanmalar maalesef gerektiği gibi, anılan ismin ruhuna uygun ve yaraşır biçimde yapılmıyor her nedense. Yahya Kemal yılı da belirli çevre etrafında dönüp dolaşan etkinlikler dışında sönük geçti. Yayın derseniz zaten bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda kitap çıktı. Göz önündeki kitaplar şunlar:
-Yahya Kemal: Eve Dönen Adam, Ansiklopedik Biyografi, Beşir Ayvazoğlu, 610 s. , Kapı Yayınları, 2008
-Yahya Kemal’in İstanbul’u, Beşir Ayvazoğlu, 300 s. Üsküdar Belediyesi yay. 2008
-Yahya Kemal’in Rüzgârıyle, Düşünceler ve Duyuşlar, Sadettin Ökten, Ötüken Neşriyat, Mayıs 2008
-Hayal Şiir, Yahya Kemal Beyatlı Şiiri Üzerine Makaleler, 206 s. , İş Bankası Yay. 2008
-Esir Medeniyetin Şairi Yahya Kemal, Ramazan Balcı, 144 s. , Nesil yayınları, 2008
-Gemi Elli Yıldır Sessiz, Özel Mektupları ve Yazışmalarıyla Ölümünün 50. Yılında Yahya Kemal, 104 s. ,YKY Yayınları, 2008
-Türk Edebiyatında Yahya Kemal, Cahit Tanyol, 236 s. , Özgür Yayınları, 2008
-Yahya Kemal Kitabı, Ed. Duran Boz, Kahramanmaraş Mehmet Gümüşer Anadolu Lisesi yay.

 
İstanbul’un sekizinci tepesi

Esasen Yahya Kemal konusunda uzun yıllar çalışmış bu konuda muhalled bir eser olan “Yahya Kemal Ansiklopedisi” (2007) ni neşretmiş olan Beşir Ayvazoğlu’nun çabaları hiç de küçümsenmeyecek derecededir. Öyle ki yukarıda zikredilen kitapları kapsayıcı, şümullü iki eser de yine Beşir Ayvazoğlu’nun neşrettiği eserler olmuştur. Bu eserlerden birisi olan ama gözlerden kaçan önemli bir çalışma olarak Üsküdar Belediyesi’nin yayımladığı “Yahya Kemal’in İstanbul’u” isimli kitaptır. Daha önce yayınlanan Yahya Kemal Ansiklopesi’nin bir nevi özü, sadeleşmiş hâli olan eserde ayrıca, bütün maddeler gözden geçirilerek yenilenmiş, bazı maddeler birleştirilerek yeniden yazılmış, ayrıca Ayasofya, Babıali Caddesi, Boğaziçi, Haliç, Karacaahmet ve Topkapı Sarayı gibi yeni maddeler eklenmiş. Yazar, Yahya Kemal’in hayatında şehirlerden bir şehir olan ama “aziz” bir yerde duran İstanbul’un niçin bu kadar önemli ve kıymetli olduğunu Baudelaire’nin Paris’ine kıyasla yaptığı alıntıyla göstermiş. Baudelaire’de Paris hem cennet, hem cehennemdi; ona hem sıkıntı verirdi, hem zevk. Şair bunu “Seviyorum seni rezil başkent” şeklinde mısralara dökmüş. Ancak Tanpınar’ın ifadesinde Yahya Kemal, İstanbul’a “bir ferdiyetin adesesinden, bir daüssılaya benzeyen sevgiden ve bir tefekkürün arkasından bakmış”, yine çağdaşı olan şair Behçet Kemal Çağlar, Yahya Kemal için “İstanbul’un sekizinci tepesi” tabirini kullanmıştır:

 

Sanat diye, sevgi diye, zevk diye

Ruhumuzun kulağının küpesi

Fuzûlî, Nâilî, Neşâti, Nedîm

Bu akşam alnından bir bir öpesi

O yedi tepeyi en iyi gören

İstanbul’un sekizinci tepesi!

            Eserin ilk yazısı “Yahya Kemal’in İstanbul’a Dönüşü” başlığını taşıyor.

           

Bir gün vedâ edip o diyarın hayatına

Döndüm bütün bütün vatanın kainatına

           

            İstanbul’dan kaçıp soluğu Paris’te alan dönemin aydınları arasında yer alan Yahya Kemal’in, uzaklarda taş plakta dinlediği Tanburi Cemil Bey sesiyle başlayan daha sonraları büyük bir tutkuya dönüşen Türk İstanbul şuuru ve aşkı bütün hayatını kuşatacak ve saracaktır. Şu söz çok etkileyicidir: “O zaman karşımda altından bir kapı açıldı. Memleketime bu kapıdan girdim.” Eser, genelde İstanbul, özelde Üsküdâr penceresinden, Üsküdârı adımlayan bir adam olarak Yahya Kemal’i anlatmış. Yahya Kemal Üsküdar için: “Bir havuzun durgun suyuna bakarsanız, içinde oraya aksetmiş harici bir alemin ağaçlarını, bulutlarını görürsünüz.” İşte Üsküdâr’ın maneviyetinde İstanbul muhasarasının günleri öyle duruyor.” İfadelerini kullanmış. Eserin sonunda Üsküdâr kokusu olan İstanbul Fethini Gören Üsküdar, Atik Valde’den İnen Sokakta, Üsküdarın Dost Işıkları, Üsküdar Vasfında Gazel isimli şairin seçkin şiirleri yer alıyor.  

YAHYA KEMAL 2Bir anıtın gülümseten/düşündüren serencâmı

Eserin, Yahya Kemal Anıtı maddesinde nakledilen hâdise sadece gülümsetmekle kalmıyor, memleketin geldiği durumu gözler önüne seriyor. Heykeltıraş Hüseyin Gezer’in elinden çıkmış olan Yahya Kemal anıtı, ilk talihsizliği yerine yerleştirilirken bir vatandaşın ihbarıyla yaşar. Vatandaş “Atatürk’ün heykelini ipe çekiyorlar” ihbarıyla Polisleri harekete geçirir. Lakin polisler manzarayı görünce çekip giderler. İkinci durum ise heykeltraş’a Yahya Kemâl’in boşlukta duran elinin ne anlama geldiğini sorarlar. Sanatçı gidip eseri görünce hayretler içinde kalır. Hırsızlar şairin bastonunu demir testeresiyle kesip götürdükleri için sol el anlamsız bir biçimde boşlukta kalmıştır. Yerine bakırdan modle ederek yenisi konulur. Yine aynı sonuç; çalınır. Ağaçtan bronz rengine boyayarak yenisi konulur. Ama tehlike devam etmektedir. Çareyi şu an Barbaros bulvarı üzerindeki parka anıtı taşımakta bulunurlar. Bu arada yazar büyük bir gafleti daha tesbit etmiştir. O da şairin anıtının üzerinde yer alan şiir de yanlış yazılmıştır. Ne hazin değil mi, yıl 2009 Yahya Kemâl hâlâ kendi köşeşinde sessiz bir gemi gibi, fethi gören Üsküdar’ı seyrederken, biz İstanbul’u İstanbul yapan kıymetleri ve hafızamızı unutmakla ve silmekle meşgulüz.

 

 

VİCDANLARIN SÜKÛNA ERDİĞİ YER:CAMİLER

RÜSTEMPAŞA SÜLEYMANİYE

          YENİ CAMİ

 

  Çağları aşan bir problem; vicdanların sükûn ve huzur bulması. Modern insanın da en büyük çıkmazı / açmazı yanlış adresleri kendisine sığınak bilmesidir. Hakikatten uzak sunulan her reçete vicdanları sükûna erdirmekten çok, vicdan azabını derinleştirecek, bunalımı ve stresi daha da artıracaktır. Peki bizleri salimen huzur ve sükûn kıyılarına ulaştıracak vasıta nedir? Hangi liman bize kaybettiklerimizi hatırlatacak ve vicdanlarımızı felaha erdirecek?

           

Sosyal hayatın en canlı merkezi

            Bu liman, vicdanları muhatap olarak alan ve vicdanlara çağrıda bulunan din/İslâm ve onun yenilenme, arınma mekanları olan mabedleri/ camileridir. İslâm’ın doğuşu ile birlikte, cahiliyyenin karanlıklarına boğulan ne kadar mekan, eşya, vicdan var ise aydınlığa kavuşmuş ve iman ile sürur bulan gönüller bir araya gelerek, bir sığınak olarak mabedleri/ camileri tercih etmişlerdir. Bu safhadan itibaren camiler, hayatın en canlı olarak yaşandığı mekanlar olmuştur. Hayat bütün canlılığıyla, bütün kurumları ve kurallarıyla camilerde/ mescidlerde yaşanmıştır. Efendimiz (s.a.v.) döneminde mescidlerin fonksiyonlarını sıralayan hadis kitapları bize gösteriyor ki dertlerine deva, yaralarına şifa, gönül derdine tabip bulmak isteyenler o kubbenin ruhları kuşatan, saran iklimine sığınıyorlar. Şair sahabiler için şiir kürsülerinin ayrıldığı ve kendilerine gün tahsis edildiği, kılıç kalkan gösterilerinin yapıldığı, devlet işlerinin görüşüldüğü, evlilik akdinin gerçekleştirildiği, öğle uykusunun (kaylule) uyunduğu, esirlerinin direklerine bağlandığı ve daha bir çok sosyal hayata dair meselenin nihayete erdiği yerler olmuştur camiler/ mescidler. Bütün bunların ötesinde bugüne gelindiğinde meselenin mahiyeti değişmemiş, sadece adı değişmiştir. Mekan olarak camiler yerinde iken, caminin fonksiyonunu kültür merkezi, konferans salonu, nikah salonu, konser salonu gibi mekanlar almıştır.

 

Sahte reçetelerden/ adreslerden, gerçek kurtuluş limanlarına…

            Efendimiz döneminde sahabelerin mescidin önemine dair söyledikleri söyler gerçekten dikkat çekicidir. Bizler, yağmur yağsa, şimşek çaksa, gök gürlese hemen mescide sığınırdık. Mescide yani mescidin Rabbi’ne… Bugün yalancı/ sahte kulelerimizden yaldızlı, neon ışıklarıyla süslü salonlarımızdan dışarı çıkmalı, yönümüzü hakiki sığınaklarımıza çevirmeliyiz. Camiler yağmur öncesi rahmet mekanlarıdır, deprem öncesi sarsılma, silkinme, kendine dönme mekanlarıdır. Vicdanını, irfanını kaybetmiş ahir zaman insanın kaybettiğini yüksek fiyatlar ödeyerek, yaldızlı lafların eşliğinde bulmaya çalışıyor. Neyi kaybettiğini bilmeyen, nerede arayacağını ve bulacağını bilemez. Manevi huzur merkezleri, terapi salonları, yoga merkezleri, hind felsefiyle yoğrulan mekanlar kaybettiğimiz bulmamıza yardım etmeyecek, kaybımızı büyütecektir.

           

           

Caminin, kıblenin gösterdiği hakikate sarılma ve sığınma vakti

           

            Necip Fazıl Kısakürek’in dizelerinde:

           

            Yalnız seccademin yönünden şefkat,

            Beni kimsecikler okşamaz madem

            Sen öp alnımdan sen öp seccadem

 

            Şeklinde ifade edildiği gibi seccade camii bir metafor. Onun ötesi seccadenin yönündeki tılsım, caminin gösterdiği hakikat. Mescidler dün olduğu gibi bugün de bir sığınak, bir rahmet/ şefkat merkezi olabilir/ olmalıdır. Küçücük bir çocuğun hissiyatından nasıl ışıltılı bir mekansa; işinden yorgun argın dönem bir adam için ruh dinginliği mekanı; dünyadan elini ayağını çekmiş bir pir-i fâni için tutunacak, dayanacak, kol kanat gerecek önemli bir sığınak; niyazları, duaları, yakarışları göz yaşların karışan anaların, ninelerin kıblegâhıdır camilerimiz.

            Medeniyetimizde kubbe ile tasvir edilen camiler işte bu kuşatıcılığın, kapsayıcılığın en büyük göstergesidir. Vicdanlar sakat çıkmadan yarına, yönümüzü yitiğimizin olduğu yöne çevirip gerçek hayata, hakikate, kendimize, kıblemize dönmemiz gerekmektedir.

PINAR DERGİSİ: Kültür ve Sanat Dergiciliğinde mücadeleci bir mektep

 yeniden milli mücadele8

1968’li yılların önemli gençlik hareketlerinden olan Yeniden Milli Mücadele Hareketi’nin Kültür ve Sanat ayağını temsil eden ve Çapa Yüksek Öğretmen Okulu talebeleri tarafından neşredilmeye başlanmış olan Pınar Dergisi, yayınlanmasının üzerinden geçen otuz yıldan fazla bir süreden sonra ilk defa Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nin himayelerinde bir programla hatırlandı. Toplantıda

- 70’li yılların gençlik hareketleri içerisinde öne çıkan bir Edebiyat dergisi: PINAR

- Misyonu olan, geleneği olan, davası olan bir dergi olarak: PINAR

- PINAR dergisi neden çıktı?

- Neler yaptı, ilkleri neler?

- Ne kadar insana ulaştı?

- Neden PINAR ve ekolü görmezden geliniyor?

- Büyük bir birikimin ve kadim bir medeniyetin taşıyıcısı ve mektebi olarak: PINAR

 

Başlıkları altında konuşmalar yapıldı. Yine toplantı yapılan salonda PINAR dergisi sergisi açıldı ve PINAR’ın fikriyatını işleyen ve PINAR’dan yetişip vefat edenler için slayt gösterimi yapıldı.

 C

Programa PINAR’ın yazar kadrosunda bulunan önemli şair ve yazarlar katıldı:

 

*Katılımcılar

-Yavuz Aslan Argun

-Gazi Altun

-Cevat Özkaya

-Hasan Erden

-Salim Demirezen

-Bestami Yazgan

-Muhammed Nur Doğan

-Olcay Yazıcı

-Zekeriya Erdim

-Aşir Çöloğlu

 

 

 

PINAR

düşünce, kültür ve sanat platformu adına

Kâmil Büyüker

kamilbuyuker@gmail.com