GEÇMİŞ RAMAZANLAR OLUR Kİ…

osmanli_saray_ramazan_sofrasi_minyatur

Ömür mevsimimizden yapraklar birer birer dökülüyor.. Her geçen gün eskiyi biraz daha arıyoruz. Ramazanlarda da eskiye olan özlem hiç bitmiyor. Eski Ramazanlar deyince herkesin muhakkak anlatacak bir şeyleri oluyor. Hiç kuşkusuz Eski Ramazanları da bizlere suskun bir şekilde sayfalar arasında bekleşen hatıralar ve hatıratlar anlatıyor.

Binbir Renk, Binbir Güzellik Mevsimi
Başlı başına bir manevi iklim, bir medeniyet olan Ramazanlar, karagözü, ortaoyunu, meddahı, kahvelerde musiki alemleri, direklerarası gösterileri, mahyaları, teravihleri, manileri, sahurları, iftarları ile pek çok edip, şair, yazarın yazılarına kitaplarına konu olmuş. Elbette ki Ramazan ayı İstanbul’la daha bir güzel yaşanmış, İstanbul ve Ramazan, Eski İstanbul’da Ramazan hatıraları kültürümüzde hep ayrı bir yere sahip olmuştur. Ramazan öyle farklı bir iklim ki rivayetlerde “evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden azad olma” ayı olarak zikredilir. Hatıratlarda Ramazan ayının her anı farklı bir güzellikte yaşanmış ve nakledilmiş.

INDONESIA
Tatlı Bir Telaş: Onbir Ayın Sultanı Şehrimizde
Bunlardan ilki Ramazan’ın gelişiyle başlayan tatlı telaş. Öyle bir telaş ki bugün de kısmen bunu yaşamak mümkün. Evlerde, çarşıda-pazarda, camide, kısaca bütün şehirde bir hareketlilik gözleniyor. Sermet Muhtar Alus eski Ramazanlardan bahisle bu ayın gelişini ve hazırlıkları şöyle anlatıyor: “Artık adım başında çeşit çeşit Ramazan alametleri, her tarafta faaliyet belirirdi. Cami kayyumları, hademeleri başlarında dikişli takke kavuklar, cübbeleri atmışlar, kolları, paçaları sıvamışlar. Köşe bucağın örümceği alınıyor. Boydan boya halılar, saf saf pabuçluklar süpürülüyor, camlar siliniyor, kandiller sıcak suda yıkanıp parlatılıyor, mihrabın iki tarafındaki büyük pirinç şamdanlar, avludaki abdest muslukları, şadırvanların tasları ovuluyor.

Evkaftan arabalarla yollanan tulum tulum, teneke teneke kandillik zeytin yağları, sırtlanıp indiriliyor. İmam efendilerin, müezzin efendilerin, lüpçülerinde keyif keka. Gelsin el çabukluğu marifetle ham hum şaralop, okka okka evlerine aşıramanto (aşırma) artık sofralarında sıvırya (bol bol sürekli) fasülye pilâkisi, zeytinyağlı pırasa…

İstanbul’un ana caddelerindeki dükkanlar da çeki düzene koyulurdu. Şekerciler pırıl pırıl kalaylı kaplarını yere, renk renk şurup şişelerini raflara dizerler, bakkallar, mostralarını (teşhir ettikleri mallarını) çoğaltarak, güllaçları, sucukları, pastırmaları sallandırırlar; Fırınların tezgâh etrafları pembe, kırmızı uçurtma kağıtlarının nakışlı nakışlı oyuklarıyla süslenir, has ekmek, çörekotulu pide, kazanyağlı, susamlı, makarnalık simitleri çıkarmaya hazırlanırlardı.”

Ramazan ayının ilk günlerinin rehavetine dair de, Ercüment Ekrem Talu hatıralarını naklediliyor:
“Bundan 3-4 sene evvel yine böyle bir yaz Ramazanı Borazan Tevfik, Erenköyü’nde trene biner. Tevfik dini bütün bir Müslüman. Oruç başına vurmuş bitab, şişman olduğundan sıcaktan da müteessir, bir yere ilişir. Meğer karşısında öteden beri tanıdığı biri Saim diğeri Abid isimli iki birader oturuyor. Bunlardan bir Borazan’a:
-Tevfik Bey, der. Galiba oruç fena sarsıyor.
Borazan düşünmeden şu cevabı verir:
-Ne yapayım siz iki kardeş taksim-i vazife etmişsiniz. Bana gelince hem Saim (oruçlu) hem de Abid (ibadet eden) olmak mecburiyetindeyim. Bu sıcakta kolay iş değil.”
6ramazanphotoeu1
Ramazan Gecelerini Süsleyen Işık: Mahya
Bir başka Ramazan güzelliğini mahyalar yansıtıyor. İstanbul Camileri kitabının yazarı Tahsin Öz, bir ecnebi seyyahtan şunları nakletmiştir: “Dünya yüzünde sevilmeye ve sayılmaya layık Türklerin hiçbir medeni eserleri olmasa bile yalnız şu gökten yıldızları toplayıp minareler arasında yazı yazmayı akıl edişleri ve bunda muvaffak olmaları onların medeniyette ne kadar ilerde olduklarının ifadesidir.” Mahya deyince İstanbul’da selatin camiler akla gelir. Ramazan’ın gelişiyle ilk olarak “ya Ramazan”, “Safa Geldin” yazılarıyla karşılanırmış. Daha sonraki günlerde “Ya Allah, Ya Rahman, Ya Sübhan” mahyaları minareleri süslermiş. Yine kadir gecesinde “Ya Kur’an, Ya leyletü’l Kadr” mahyaları asılırmış.

Balıkhane nazırı Ali Rıza Bey’in Ramazana dair anlattıklarından musikimizle alakalı olanı ilginçtir. “…Müezzinler yatsı vakti gelince çifte ezan okurlar. Misafirler de ağır ağır kollarını sıvayarak abdest almaya başlarlar. Müezzinler de arka safta cemaatin hazırlanmalarını beklerler. Saflar yavaş yavaş düzelir, ayinler, teşvişler ve ilahilerle namaz kılınır. Yatsı namazında muayyen bir beste takip olunmazsa da teravihin her dört rekatı eda olundukça müezzinler ilahiler ve ayinler okurlar. İlk dört rekat sonunda Saba ve Dügah, yahut Bestenigar ve ikinci dört rekatta Hüzzam ve üçüncü dört rekatta ekseriya Ferahnak ve dördüncüde mutlaka evc, beşincide de behemahal Acem bestelerinden ilahi okunur. İmam efendi de mihrabdan okunan ilahinin makamıyla okumak zaruretindedir.

Sözün, Sohbetin Meclisi: Ramazan Geceleri
Ramazan gecelerinin ayrı bir güzellikte olduğu da bilinir. Lakin eski İstanbulların Ramazan geceleri de ayrı bir güzel ve bereketli geçermiş. Bu kez Ahmet Rasim’in kaleminden kış geceleri Ramazanları da şöyle anlatılıyor: “Bir zamanlar kış Ramazanlarında evlerde toplanarak teravihler kılındıktan sonra, tefsir, buhar-i şerif, kısas-ı enbiya, mesnevi şerhleri, siyer, menakıb-ı meşayıh, hikayat-ı evliya, muharebat-ı meşhure, cihannüma, tâcü’t-tevarih, naima, Raşit, Cevdet, alâ tarihleri gibi hoşa giden kitaplar, el yazısı daha nice makbul eserler okunur, tekkelerde zikirler, devranlar yapılır, bazı yerlerde muhammediyye, ahmediyye, battal gazi, taberi, binbir gece, Leyla ile mecnun, Ferhat ile şirin, arzu ile kanber, hayber kalesi, kesikbaş, dev masalları ile vakit geçiştirilir, musikiden fasıllar, şarkılar geçilir imiş.

Ramazan’ın vazgeçilmezlerinden davulcular ve Ramazan manileri de muharrirlerimizden Ahmet Rasim’in derlemesiyle bizlere kazandırılmış. Yazar, “bunlar Saba ve Dügah üzerinden okunurdu.” diyor. Manilerin birkaçı ise şöyle:

“Besmeleyle çıktım yola
Selam verdim sağa sola
A benim devletli efendim
Ramazanın mübarek ola.

Davulumun ipi tekir
Bana derler Deli Bekir
Aşçıbaşı baklava getir
Yiyemezsem geri götür

Davulumun ipi kaytan
Sırtımda kalmadı mintan
Verin beyler bahşişimi
Sırtıma alayım mintan.

Tanzimatın ilanından sonra Bab-ı Ali tarafından Ramazan münasebetiyle yayınlanan ilannamede Ramazanda dikkat edilmesi gereken hususlar anlatılmış, Padişahın camileri ziyaret edeceği camilere gideceği zikredilerek, Padişahın geçeceği yolların temiz tutulması ve edebe aykırı hareket edilmemesi istenmiştir. Büyük caddelerde, uygunsuz yerlerde, dükkan önlerinde, halkın geliş gidişini engelleyecek şekilde oturulması yasaklanmış, yine caddelerde kadınlara edebe aykırı davrananların cezalandırılacağı vurgulanmış Ayrıca kadınların teravih namazı kılmaları için de Sultanahmet, Şehzade ve Laleli camilerinde yer tahsisi yapıldığı bunun dışındaki camilere girmelerinin yasak olduğu, açık saçık kıyafetle dolaşmalarının yasaklandığı ve gece on birden sonra sokaklarda kadın kalmayacağı da vurgulanmıştır.

Eski Ramazanlara Vefa ve Yeni Ramazanlara uyanmak
Ramazan aynı zamanda bir kültür olarak, kurumlarıyla, ruhları saran iklimiyle en güzel şekilde ihya edilmiş. Eski Ramazanlar bize bir medeniyeti, bir mevsimi bütün derunuyla yaşatıyor. Belki aynı duyguları yaşayamayız ama en azından ailemize ve çevremize Ramazan ayının farklı olduğunu hissettiren işler yapmalıyız. Bu da ancak geçmişe dönüp bakmak ve kayıplarımızı görmekle mümkün..

Kaynakça
Ali Rıza Bey (Balıkhane Nazırı), İstanbul’da Ramazan Mevsimi, Kitabevi yay. , İst. 1998
Ahmet Rasim, Ramazan Karşılaması, Arba yay. , İst. 1990
Sermet Muhtar Alus, Eski Günlerde, İletişim yay. İst. 2001
Süheyl Ünver, Bir Ramazan Bin bir İstanbul, Kitabevi yayınları, İst. 1997

Add comment 13/09/2009

canımız, bebeğimiz elif ranamız dünyaya geldi. 03.09.2009*hacer-kamil büyüker

elifrana 010elifrana 010 (1)

1 comment 05/09/2009

YASAK DEVİRLERİ AŞIP GELEN GÜRSEDA

tunagur
Bir eski zaman beyefendisi ya da hocaefendisi Yaşar Tunagür, hayatı ve hatıralarıyla ilk defa bir çalışmaya konu oldu. Türkiye’nin hep gündeminde ve bir o kadar da merkezinde yer alan kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın farklı kademelerinde hizmet etmiş, bir ömür bu yolda hizmetkâr olmuş, çile çekmiş, hapis yatmış ama hep dik durmuş ve hayatı boyunca da camileri, kürsüleri, mihrap ve minberleri hakkıyla doldurmuş bir insandır Yaşar Tunagür. Dr. Ramazan Cihan’ın kaleminden çıkan eserin ismi de hocaefendinin hayatını anlatır gibi: “Bir Yasak Devir Beyefendisi: Yaşar Tunagör” (Kaynak yay. Mart 2009) Eser hazırlanırken en başta Yaşar Tunagür hocanın ömrünün sonlarına doğru yapılan televizyon programında anlattıklarından yola çıkılmış, ailesinin hatıraları, çocukları, damadı Dr. Kayid Ahmet’in beyanları, dostlarının söyledikleri ve hayatta iken ciddi dostlukları olan Fethullah Gülen Hocanın söyledikleri de ilave edilmiştir.

“İlim millet içindir!”
Aslen Siirtli bir aileye mensup olan Tunagür Hoca, kendisini hep “safkan İstanbullu” sayar imiş. Babası Ahmet Heyyül Efendi, II. Abdülhamid döneminde Ketebe-i Hümayun dairesinde görev almış ve padişahın takdirini kazanmış bir isimdir. İttihatçıların Padişahı tahttan indirmesiyle, görevi sona eren ve ilim tahsiline kendini veren Ahmet Heyyül Efendi’nin 1 Mart 1924’te Beşiktaş’ta Yaşar adını verdiği bir evladı dünyaya gelir. Ancak Tunagür Hoca yedi yaşında iken 1931 yılında babası vefat eder. Yaşar Tunagür, ilk Kur’an eğitimini babasından alır. Saygıyı, edebi, tevazuyu da yine anne ve babasından görmüş, yaşamıştır. Ancak hayatını değiştiren isimlerin başında Dersiam Hüsrev Efendi gelir. Tunagür Hoca, Hüsrev Efendi’yi anlatırken, “ilim millet içindir”, der kesinlikle öğrettikleri için karşılık beklemezdi, kimseye el açmaz, zekat almaz, İstanbul’un en büyük âlimlerinden hatta Ömer Nasuhi Bilmen’in hürmet ettiği bir zât idi, diye tarif ediyor. Üzerinde büyük emeği olan Hüsrev Efendi dışında Muhaddis İbrahim Efendi, Ermenekli Safvet Efendi, Alasonyalı Cemal Efendi, Erbilli Abdullah Efendi gibi hocalardan dersler alır. Dikkatimizi çeken önemli bir ayrıntı ise Diyanette uzun yıllar görev yapmış Yaşar Tunagür Hoca esasen İlahiyatçı değildir. 1944 yılında Ankara’da Tapu Kadastro Fen Bölümünden mezun olur, 1944-46 yılları arasında Bayburtta Milli Emlak Toprak Tevzii Fen Memuru olarak görev yapar. Bu arada ilim tahsili yolunda gayreti devam eder. İleride kazanacağı yüksek paye için bir basamak mesabesinde olan İstanbul Müftülüğü Şer’i Sicilleri Tetkik ve Tasdik Memurluğu görevine 1951 yılında atanır. Hayatının en önemli kesitlerinde birçok tarihi ana şahitlik eden Tunagür Hoca, özellikle ezanın Arapça olarak yeniden okunması hadisesini yine o tarihlerde gözyaşları içerisinde yaşadıklarını anlatıyor. 1953 yılında Müftülük sınavına giren Yaşar Tunagür hoca, ilk görev yeri olan Ezine ilçesi müftülüğüne atanır. Sonra sırasıyla Edirne, Kestanepazarı yılları ve büyük hizmetlere öncülük edeceği yaklaşık altı yıl sürecek olan Diyanet İşleri Başkan yardımcılığı dönemleri eserde detayları ile anlatılır. 12 Mart 1971 muhtırasında içeri alındığında dönemin önemli sol isimleri ile aynı hücreleri paylaşır. Ve sosyal adaleti tesis için verdiği gayret neticesinde Mümtaz Soysal, Doğan Avcıoğlu gibi isimleri kendine hayran bırakır. Yaşar Hocanın hayatında önemli noktalardan birisi Edirne’de bulunduğu yıllarda Seyyid Kutup’un “İslâm’da Sosyal Adalet” kitabını çevirmesi ve yayınlamasıdır. Kitapta geçen bir diğer önemli ayrıntı ise Kestanepazarı yıllarında (1965) bir grup gencin çıkardığı “Gurbet” isimli dergiye yazı yazmasıdır.

Hapishane yılları, hizmet yılları: “Ya Sen Komünistsin Ya Biz Müslümanız!”

Hapishane yıllarında yaşanan hadise hakikaten dikkate değerdir. Hapishaneyi bir mektebe çeviren Tunagür hoca, bu arada solcu ve komünist kesimin de dikkatini çekmiştir. “Solcu kesimdeki arkadaşlarda ara sıra bizi dinlemeye geliyorlardı. Ayakta dikilerek kulak kabartıp bizi dinliyorlardı. Biz yerde seccade üzerinde namaz kılmış oturuyoruz. Hz. Ömer ve sosyal adaletten bahsettiğim bir sohbette Doğan Avcıoğlu, böyle uzun uzun dinledikten sonra istihza ile “Hoca hoca! Çok güzel anlatıyorsun, ben sana bir şey söyleyeceğim.” Dedi. “Buyurun Doğan Bey” dedim. “Bu anlattıklarını dinliyoruz biz. Eğer bu söylediklerin doğruysa ya sen komünistsin, ya biz müslümanız.” Dedi. “Yok” dedim. “Ben komünist değilim ama inşallah siz Müslüman olursunuz.” dedim. Başladı gülmeye. Bir tesbit olarak söylemişti o sözü o zaman. Sosyal adalet, eşitlik, insan hakları falan diyorlar, ama tatbikten çok lafını ediyorlardı.” (s.146)

Farklı ve Fark edilmiş bir Diyanet mensubu
Özellikle Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı görevinde iken, ilahiyatçı olmaması hasebiyle yer yer belli odakların taarruzuna maruz kalan Yaşar Tunagür hoca için önce Edirne yıllarında sonrasında Kestanepazarı döneminde amir-memur ilişkisinden çok abi-kardeş gibi hareket eden ve destek olan Fethullah Gülen Hoca kitapta şunları söylüyor: “Yaşar Hocanın saygın bir yanı vardı. Birinin kapısına vardığında kapıyı açıyorlardı. Yüzüne baktıkları zaman “buyurun” diyorlardı. Ben başka bir Diyanet İşleri Başkanı’nda görmedim onu. Refet Sezgin Bey bakandı. O, hocanın arkasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nda kamet getiriyor, seccade üzerinde çıplak ayakla “Allahu Ekber, Allahu Ekber” diyerek başkan yardımcısının arkasında namaza duruyordu. (…) sosyal yönü itibariyle açık bir insandı. Mutlaka İslami haya ve edebi vardı. Fakat gerekli durumlarda bazı şeyleri söylemekten sıkılmazdı. Tahayyülleri ne ise tasavvura dökebilirdi onu. Tasavvurları neyse onu filtresiz teakkulla değerlendirebilirdi. Ve aklıyla değerlendirdiği her şeyi hemen tekellüme dökebilirdi, konuşabilirdi. O yönüyle de çok ender insanlarda bulunan çok meziyete sahipti.” (s.127-128)
Yine dolu dolu geçen bir ömrün satır aralarında 1977 yılında MSP’den İzmir milletvekili adaylığı, Turgut Özal’la olan dostlukları ve ticaretleri, Kocatepe Camiinin yapımındaki önemli hizmetleri, Ankara Yükseliş Kolleji’ne öncülük etmesi v.s. gibi önemli ayrıntılar yer alıyor. Yaşar Tunagür Hocanın hayatı/hatıratı, özellikle din, diyanet ve yakın tarihimizin din-devlet ilişkileri bağlamında mutlaka okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken önemli eser olarak karşımızda duruyor.

Bir Yasak Devir Beyefendisi: Yaşar Tunagür, Dr. Ramazan Cihan, Kaynak Yay. Mart 2009

Add comment 12/08/2009

Previous Posts


 

Kasım 2009
M T W T F S S
« Sep    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

Arşiv

Kategoriler

linkler

Sayfalar

Popüler Yazılar

Son Yorumlar

salih on PINAR DERGİSİ: Kültür ve Sanat…
Hayrettin on PINAR DERGİSİ: Kültür ve Sanat…
Neden ki? on PINAR DERGİSİ: Kültür ve Sanat…
Fatih Gündoğan on canımız, bebeğimiz elif ranamı…
Salih on PINAR DERGİSİ: Kültür ve Sanat…

Top Clicks

Blog Stats

Meta